Siyaset

Türkiye katılma hakkı kazandığı 1950 Dünya Kupası'nda neden yoktu?

17.06.2026 14:16 BBC Türkçe - Siyaset
Kaynak, ullstein bild/ullstein bild via Getty Images

Türkiye, 1954 ve 2002'den sonra tarihinde üçüncü kez Dünya Kupası'nda mücadele ediyor.

Peki A Milli Takım'ın esasında dört kez turnuvaya katılma hakkı kazandığını biliyor musunuz?

O organizasyon, 1950 Dünya Kupası'ydı.

2. Dünya Savaşı nedeniyle 1938'den 1950'ye kadar Dünya Kupası oynanamadı.

Gerçi savaş 1945'te bitmişti.

Ancak öyle bir yıkıma yol açmıştı ki 1946'da uluslararası futbol organizasyonunu yeniden planlayacak ne yeterli personel vardı ne de finansal kaynak.

Sonunda 1950 Dünya Kupası Brezilya'da organize edildi.

Ancak o turnuvaya başta maddi sorunlar olmak üzere çeşitli nedenlerle katılamayan ülkeler vardı.

Bunlardan biri de Türkiye'ydi.

Hindistan, İskoçya ve Fransa da Türkiye ile birlikte turnuvaya katılmaya hak kazandığı halde Brezilya'ya gitmedi ve kura çekiminden sonra turnuvadan çekildi.

1950 Dünya Kupası da 16 yerine 13 takımla oynandı.

Gelin 76 yıl önce Türk futbolunda yaşananları hatırlayalım...

Türkiye, 1950 FIFA Dünya Kupası'na katılacak ülkenin belirleneceği maçta, 20 Kasım 1949'da Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda Suriye'yi konuk ediyordu.

Yalnızca Ankaralı taraftarlar değil, ülkenin dört bir yanından, özellikle de İstanbul'dan gelen futbolseverler bir gece önceden başkente akın etmişti.

Stadyumun kapasitesinin çok üzerinde bilet satılmıştı.

Beş bin kişilik stadyumda, biletlerin karaborsaya düşmesini önlemek amacıyla 12 bin bilet satışa çıkarılmış ve bunların tamamı tükenmişti.

21 Kasım'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesine maç notlarını kaleme alan Cem Atabeyoğlu, maçtan bir önceki gece tarafların coşkusunu şu sözlerle anlatıyordu:

"İstanbul'dan maçı seyretmeye 1500 talebe gelince, Ankara, bizim Beyazıd tramvayına döndü… Dönecek yer yok. Oteller değil müşteri almak, korkudan kapılarını bile açamıyorlar, baskına uğrarız diye.

"Yatacak yeri olmayan spor meraklıları gece eğlence yerlerini doldurdu. Zaten Ankara'da adam nereye gidebilir ki? Karpiç, Ankara Palas, Süreyya, Gar… Hepsi tıklım tıklımdı. Malum ya, bizde içkili eğlenceyle spor birbirinden ayrılmaz…"

Kaynak, Cumhuriyet gazetesi arşivi

Atabeyoğlu'nun gözlemine göre İstanbul'dan gelen taraftarın büyük kısmını ise kadınlar oluşturuyordu.

Sabahın erken saatlerinde stadyumu dolduran binlerce taraftar, maç saatine kadar çay ve kahve içiyor, iskambil ve tavla partileri düzenliyordu.

Dönemin gazetelerinde yazılanlara göre taraftarlar tabiri caizse üst üste maç izleyecekti.

Saatler 14.30'u gösterdiğinde ise iki takım da büyük bir heyecan içinde sahada belirdi.

Ay-yıldızlı ekip; Erdal Kocaçimen, Naci Özkaya, Vedii Tosuncuk, Mustafa Ertan, Bülent Eken, Hüseyin Saygun, Erol Keskin, Lefter Küçükandonyadis, Fahrettin Cansever, Şükrü Gülesin ve kaptan Gündüz Kılıç'tan oluşan ilk 11 ile sahaya çıktı.

Rakip Suriye'nin ilk 11'inde ise Davud, Assiduh, Martini, Attasi, İbrahim, Safadi, Agop, Vasgen, Emanuel, Hamza ve kaptan Abdullah yer alıyordu.

Maça çok hızlı başlayan Ay-yıldızlılar, Fahrettin'in attığı iki ve Bülent'in kaydettiği bir golle ilk yarıyı 3-0 önde kapattı.

Suriyeli futbolcular, Türk Milli Takımı karşısında ikinci yarıda da üstünlük kuramadı.

Türkiye, ikinci yarıda Gündüz, Erol, Lefter ve Fahrettin'in ayağından gelen gollerle sahadan 7-0 galip ayrıldı.

Ay-yıldızlılar bu sonuçla birlikte Brezilya'da düzenlenecek 1950 Dünya Kupası'na bir adım daha yaklaştı.

'ye Türkiye'nin 1950 Dünya Kupası yolculuğunu anlatan spor tarihçisi Mehmet Yüce, o dönem bugün bildiğimiz anlamda bir grup eleme sisteminin bulunmadığını söylüyor.

Yüce'nin aktardığına göre Türkiye, Suriye ve Avusturya'nın yer aldığı üçlü bir eleme sistemindeydi.

Buna göre önce Türkiye ile Suriye karşılaşıyor, bu maçı kazanan takım da Avusturya ile oynuyordu. Bu eşleşmeyi kazanan ülke ise Dünya Kupası'na katılma hakkı elde ediyordu.

Türkiye'nin Suriye'yi yenmesinin ardından gözler Avusturya ile oynanacak maça çevrildi.

Ancak Avusturya, karşılaşmanın tarafsız sahada oynanmasını istedi.

Tam bu sırada İkinci Dünya Savaşı'nın etkileri hâlâ sürüyordu ve Dünya Kupası'na katılım Avusturya için ciddi bir mali yük anlamına geliyordu.

Avusturya, FIFA'ya turnuvaya katılmayacağını bildirdi.

İlginç olan ise Türkiye'nin de aynı dönemde Dünya Kupası'na gitmek istememesiydi.

Ancak Avusturya daha önce çekildiği için Türkiye doğrudan Dünya Kupası'na katılma hakkı kazandı.

İstanbul basınında "Madem katılma hakkı elde ettik, neden gitmiyoruz?" yönünde eleştiriler yükselmeye başladı. Ancak zaman geçtikçe Türkiye'nin de turnuvaya katılmayacağı kesinleşti.

Resmi gerekçenin "maddi imkânsızlıklar ve ödenek yetersizliği" olduğunu söyleyen Yüce'ye göre mesele yalnızca para değildi.

O dönemde Türkiye'nin zaten çok az milli maç yaptığını belirten Yüce, kulüplerin ise kendi uluslararası programlarını planladığını söylüyor.

Bu planlara göre Beşiktaş, ABD seyahatine hazırlanırken, Galatasaray da tarihinde ilk kez İngiltere'ye gitmeyi planlıyordu.

Federasyon içinde Dünya Kupası'na gidilmeyeceğinin zaten konuşulduğunu belirten Yüce, "Basına daha çok ödenek yetersizliği gerekçesi yansıyor" diyor ve ekliyor:

"Benim kanaatim şu: Türkiye 1950 Dünya Kupası'na sadece parasızlıktan değil, kendine yeterince güvenmediği için de gitmedi."

Yüce, iki büyük savaşın ardından futbol karşılaşmalarına adeta bir harp gözüyle bakıldığını, ülkelerin kendilerini zayıf hissetmeleri halinde sahaya çıkmak istemediklerini söylüyor:

"Bir yenilgi neredeyse bir savaş kaybı gibi algılanıyor. Türkiye'de de özellikle Yunan takımlarına karşı alınan mağlubiyetlerde kulüpler, neredeyse hain ilan edilecek kadar ağır eleştirilere maruz kalıyor.

"Çünkü toplumlarda sürekli bir 'yenme-yenilme' psikolojisi hâkim. Her an yeni bir savaş çıkabileceği düşüncesi var. Bu nedenle futbolun anlamı bugünkünden çok farklı."

Kaynak, Christopher Pillitz/Getty Images

Ancak Yüce'nin anlatımına göre o dönemde Türk basınında ilk kez bazı yazarlar, "Başarılı olup olmamak önemli değil; önemli olan oraya gidip futbol kültürü edinmek" görüşünü savunuyordu.

Özellikle Osman Kıvrak gibi isimlerin Futbol Federasyonu'nu eleştirdiğini belirten Yüce, "Bu görüş, aslında Türkiye'de futbolun modernleşmesi açısından önemli bir bakış açısını temsil ediyor" diyor.

1950 Dünya Kupası'na Avrupa'dan İngiltere, İtalya, İspanya, İsveç, İsviçre ve Yugoslavya; Kuzey ve Orta Amerika'dan Meksika ile ABD; Güney Amerika'dan ise Brezilya, Bolivya, Şili, Paraguay ve Uruguay katıldı.

Kupayı Uruguay kaldırdı.

Türkiye'nin Dünya Kupası özlemi ise uzun sürmedi.

1954 Dünya Kupası'nın ev sahibi İsviçre'ydi. Türkiye, elemelerde dönemin Avrupa futbolunun en güçlü ekiplerinden biri olan İspanya ile eşleşti.

Beklentiler büyük ölçüde İspanya'nın finallere kalacağı yönündeydi.

Hatta İsviçre'de hazırlanan bazı hatıra ürünlerinde İspanyol bayraklarına yer verildiği bile söyleniyordu.

Madrid'de oynanan ilk maçta Türkiye'nin rakibine 4-1 yenilmesi de bu beklentiyi değiştirmedi.

Ancak rövanşta tablo tersine döndü. İstanbul'da oynanan karşılaşmayı Türkiye 1-0 kazandı.

O yıllarda averaj kuralı uygulanmadığı için iki takım arasında üçüncü bir maç oynanmasına karar verildi.

Tarafsız saha olarak İtalya'nın başkenti Roma seçildi.

Kaynak, Mehmet Yüce, Romantik Yürekler, İletişim Yayınları, 2016

Roma'daki karşılaşmanın normal süresi 2-2 sona erdi.

Dönemin kuralları gereği ne uzatma oynanıyor ne de penaltı atışlarına gidiliyordu. Dünya Kupası biletini alacak takım kura ile belirlenecekti.

Kura sırasında top toplayıcı olarak görev yapan genç bir İtalyan çocuğu hakemin yanına çağrıldı. Adı Franco'ydu.

Türkiye adına kura seçiminde bulunan kaptan Turgay Şeren'in tercihi "yazı" oldu.

Paranın havaya atılmasıyla yere düşmesi arasında geçen birkaç saniye, Türk futbolu için belki de yıllar kadar uzun hissedildi.

Hakem parayı yerden kaldırdığında sonuç belli olmuştu. Şans Türkiye'nin yanındaydı.

Böylece Ay-yıldızlılar, tarihte ilk kez 1954'te, Dünya Kupası finallerine katılma hakkı kazandı.

1954 Dünya Kupası'nın öyküsünü ve Türkiye'nin turnuvadaki serüvenini size ayrıca anlatacağız.